Hikâyeleştirmenin iletişimdeki gücü

İletişim dünyasında, hem pazarlama hem de koçluk alanında hikâyeleştirmenin gücünü kullanmak benim için son derece önemli bir deneyim oldu.
İletişim kurmaya başladığımız zamanlardan beri birbirimize düşüncelerimizi, deneyimlerimizi ve durumları farklı yöntemlerle iletiriz. İletişim kurarken, kendimizi doğru ve etkileyici biçimde ifade edebileceğimiz araçları kullanmayı deneriz. İşte bu araçlardan biri de “hikâyeleştirme”dir.
İçinde olduğumuz dijital çağda, farklı kaynaklardan olanca hızıyla veri ve bilgi akarken; hız ve nicelik, bilginin “önemli” olarak nitelendirilmesini zorlaştırıyor. Bizse hem pazarlama hem de liderlik alanında daha kalıcı ve etkili mesajlar vermeye gayret ediyoruz.
Ünlü hikâye anlatıcısı Robert McKee’ye göre “Dünyada iki şey artık hep hayatımızda olacak: dijitalleşme ve hikâyeleştirme.” McKee’nin sözünden yola çıkarak her ikisini de cebimizde bulundururken Princeton Üniversitesi’nden Profesör Uri Hasson’un araştırma sonucunu da göz önünde tutalım: Hikâyeler, beyindeki ilgili bölgelerin fonksiyonlarını çalıştırmakta ve karar alma süreçlerini etkilemektedir.
Yazar Paul Smith’e göre ise hikâyeler, anlatıcısıyla dinleyici arasında güçlü bir duygusal bağ kurar ve daha fazla merak, ilgi uyandırarak uzun vadede aradaki güveni ve bağlılığı artırır; çünkü bize anlatılanı daha fazla kendimizle ilişkilendirmemizi sağlar. Bir ürünü ya da bir markayı diğerlerine göre daha fazla hatırlıyorsak veya seviyorsak, aslında bu o markanın hikâyesinin bizimle daha fazla duygusal bağ kurduğunun göstergesidir.
Dr. Paul Zak ise duygusal bir hikâyenin, bağlanma, güven, empati ve şefkat yarattığı için genellikle “aşk hormonu” olarak adlandırılan oksitosinin salınımını tetiklediğini söylüyor.
Eğitimlerde de sıkça söz ettiğim gibi pazarlamacıların markalarını tüketiciyle buluştururken (dikkat edilmesi gereken onlarca hususla birlikte) en çok da duygusal bağa hassasiyet göstermesi gerekir. Bu noktada hikâyeleştirme çok etkin bir yöntemdir.
Pazarlama dünyasındaki duygusal kararlardan bahsederken, insanın kendi dünyasında da hikâyeleriyle yol aldığı açık. Her birey kendi hikâyesinin kahramanı olarak yolculuğundadır. Hikâyemizi kendimiz yazdığımız gibi, hikâyemize nasıl devam etmek istediğimiz de kendi seçeneklerimiz arasındadır…
Değişime olan yaklaşımımda da sıkça kullandığım, Tolstoy’un söylediği düşünülen bir cümleyle sonlandırmak isterim yazımı: “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.”
Kaynaklar
- Robert McKee (alıntı)
- Uri Hasson, Princeton Üniversitesi (hikâye ve beyin araştırmaları)
- Paul Smith (hikâye anlatımı üzerine kitapları)
- Paul J. Zak (oksitosin ve hikâye araştırmaları)
Markanız hakkında görüşmek için bana yazabilirsiniz.
Danışmanlık hakkında görüşelim